"MİLLİ İRADE" 

Milli Egemenlik:
Demokrasiler de amaç toplumun farklı kesimlerinin görüşlerinin hukuki çerçevede mümkün olduğunca iyi ve adaletli şekilde temsilini sağlamak, halkın egemenliğini en sağlıklı şekilde oluşturmaktır. Bu nedenle demokrasi modellerinde daima halkın iradesini yönetime yansıtmak için en uygun çarelerin yarıştırıldığı görülür.
Halkın egemenliğini yönetime yansıtmak ise öncelikle milli iradenin sağlıklı şekilde oluşabilmesine, sonra da bu iradenin sağlıklı şekilde kullanılabilmesine bağlıdır.
Milletin fikirlerinin ve görüşlerinin sağlıklı şekilde oluşması Milli İradenin aydınlatılmasına bağlıdır. Bunun içinde seçmenlerin tercihleri konusunda “bilinçli” olarak oy kullandığı adil ve eşit seçimlerin yapılması ön koşul olup bu konu ayrı bir yazıda ele alınmıştır.(Bkz.Hukuksal Bir Bakış: “Milli Vekalet” http://www.hukukihaber.net/hukuksal-bir-bakis-milli-veklet-makale,3468.html )
Milli Temsilci:
Toplum demokrasilerde seçimler yoluyla temsilcilerini seçerken alternatifler içinden kendisinin yaşayış ve değerlerini yani kültür özelliklerini en iyi şekilde yansıtan kişileri vekil tayin eder. Yani sandıktan çıkan seçilmiş vekil, temelde seçenlerin aynası eş deyişle özeti konumunda olmalıdır.
Bu itibarla özelden genele doğru gidildiğinde her görüş ve inanıştan temsilciler ile oluşan meclisler aslında milletin özeti olabildiği ölçüde demokrasinin gerekleri de yerine getirilmiş demektir.
Seçmenlerin vekillerinden başlıca isteği kendi duygu ve düşüncelerine tercüman olması, seçildikleri bölgenin ve milletin çıkarlarını hiçbir baskı ve tehdide aldırmaksızın savunmalarıdır.
Temsilciler milletin aynası olduğuna göre milleti temsil makamında olan ve milletin özünden çıkan seçilmiş vekilin, doğruluk, dürüstlük ve açık yüreklilik gibi aslında her insanda olması gereken erdemleri taşıması olmazsa olmaz niteliklerdir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK de “İlkemiz, daima millete karşı gerçekleri ifade olmalıdır. Milleti aydınlatma, bu demektir. Millete gerçeği açıklayanlar, kendilerinin de aldanmadığına emin olmalıdır. Arkadaşlar, benim bütün yaşamımda izlediğim yol budur!” diyerek aynı hususa işaret etmiştir.
Yasalarımızda iyiniyet olarak ifade edilen bu husus hakların kullanımı ve borçların ifasında da esas alınan temel kriterdir.(Medeni Kanun md.2-3) Millet, bundan sonradır ki, vekilinde diğer özelliklerin bulunup bulunmadığına göre veya hangisinin daha iyi olduğuna göre tercihini belirler.
Milli İradenin Kullanımı:
Temsilcinin milletin iradesini yönetime aktarımı iki aşamadan geçer:
Temsilci öncelikle milletin iradesini doğru algılamalı ve bunu doğru yorumlamalıdır. Bunun için daima milletiyle iç içe olmalı, onların fikir, düşünce ve hassasiyetlerini zamanında kendisinde toplamalıdır. Yeri geldiğinde onları aydınlatmalı, eş zamanlı olarak memleketin sorunları hakkında görüşlerine ulaşabilmeli ve daima iletişimini canlı tutmalıdır.
Temsilcinin milletin iradesini memleket idaresine yansıtma noktasındaki ikinci kademe seçmenlerinden aldığı ve kendi şahsi iradesinde birleştirdiği görüşleri etkili bir surette işleyişe dahil etmesidir.
Temsilcinin yöresinden ve milletinden aldığı bu fikir ve görüşlere hiçbir etkinin tesir etmemesine özen göstermesi gerekir. Öyle ki; bu fikirleri tüm çıkar hesaplarından üstün tutması ve her türlü baskı ve tehdide karşın savunmaya hazır olması gerekmektedir. Zira vekaletin asli sahibi millettir ve yine ona dönecektir. Bu noktada vekalet sefa değil, hizmet ve cefa makamıdır.
Özetle toplumun doğru şekilde aydınlatılması ile oluşan ve tespit edilen iradesinin yönetime etkin şekilde aktarılması ile Milli İrade oluşur. Ve yine bu iradedir ki milletini aydınlatarak ona yön verecektir.
Günümüz…
Son yıllarda ülkemizde siyasetçilerin yukarıda belirttiğimiz doğruluk, dürüstlük ve açık yüreklilik gibi erdemlerden ziyade maddi unsurlar gözetilerek siyaset arenasına çıktıklarına veya bu arenaya çıktıktan sonra servet sahibi olduklarına şahit olmaktayız.
Elbette maddi olanakları gelişmiş bir şahsın siyasetçi olmasında hiçbir engel yoktur. Ancak öncelikle belirttiğimiz temel özellikleri taşıması gerekir. Bu özellikleri taşıyan bir siyasetçi için maddi olanaklarının geniş olması belki bir avantaj olarak dahi kabul edilebilir. Zira devletin imkanlarına tenezzül etmesine gerek olmayacaktır.
Ancak maalesef ihtiras kurbanı olan bir kısım siyasilerin milleti temsil ederken daha da zenginleştiği, servetine servet eklediği görülmektedir. Şahsi çıkarları uğruna milletinin çıkarlarını savunmaktan çekinen veya vazgeçen bu kişiler birer kukla halini almıştır.
Ancak tüm bunlardan daha acı olanı ise bu riyakar düzenin vekaletin asil sahibi olan millet tarafından doğal görülmesidir. Ne var ki temsilcilerde görülen bu hastalıkların asıl kaynağı da millettir. Hırsızlık, rüşvet, dolandırıcılık, riyakarlık gibi yüz kızartıcı suçların artık sıradanlaştığı, kolay para kazanmanın üstün meziyet kabul edildiği bir dönemde milleti temsil edenlerin bu tip davranışlarda bulunmalarından şikayet etmek yersizdir. Unutulmamalıdır ki; Toplumlar hak ettiği şekilde yönetilir. Rahatsız olduğumuz davranışlardan önce kendimizi arındırmalıyız.
Bu nedenle iyi yönetim ve iyi bir Türkiye için bunu millet olarak hak etmemiz, nesillerimizi iyiniyet, doğruluk ve dürüstlük gibi erdemler ile yetiştirmemiz gerekmektedir.
 

Av. Uğur Şimşek